Lezzettutkunları

Posted by: lezzettutkunlari on: 29/05/2009

KIRKLARELİ

  

Cumartesi sabahı saat 8’de yola çıkarak İstanbul-Edirne E-6 otobanından 2.5 saatte ulaştık Kırklareli’ne. Sadece küçük bir hafta sonu kaçamağı yapacağımız için şehre girer girmez konaklayacağımız tesisi buluyoruz,  eşyalarımızı odamıza bırakıp zaman kaybetmeden şehri keşfe başlıyoruz. İlk durağımız müze.

1894’te inşa edilen bina yıllarca belediye binası olarak kullanılmış ancak zamanla belediye için yetersiz kalınca 1993’te müzeye çevrilmiş.

Müzenin giriş katında sağ salon yönetim odası, soldaki salon ise tabiat salonu olarak dekore edilmiş. Bu salonda fonda kuş sesleri eşliğinde yabani tavşanlar, yırtıcı kuşlar, geyikler, yılanlar, ördekler ve kuğular sergileniyor.

Üst katta ise Kırklareli’nin tarihi çağlardaki yerleşim yerleri, buralardaki kazılardan çıkarılan heykeller, sikkeler,  insan iskeletleri ve süs eşyaları sergileniyor. Salonun küçük bir bölümünü de etnografya bölümü olarak ayırmışlar. Benim en çok ilgimi çeken kısım ise eskiden Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde yer alan demir dökümhanesinin fotoğrafları ve buradan getirilen gülleler. İlçede büyük ve küçük olmak üzere iki dökümhane varmış. 1453 yılında İstanbul’un fethinde kullanılan topların güllelerinin dökümü burada yapılmış. Dökümhanede dönemin en ileri teknolojileri kullanılarak XV. yy. ortalarından XIX. yy. sonlarına kadar aralıksız üretim yapılmış.

Müzenin küçük bir de bahçesi var; burada da mezar taşları ve lahitler sergileniyor.

Müzenin karşısında 1640 yılında Karaca İbrahim Bey tarafından yaptırılan Kapan Cami var. Cami çok güzel kesme taştan yapılmış; ancak biz etrafını bir kez tavaf etsek de caminin adının yazılı olduğu küçücük de olsa bir levha veya tabela bulamadık. Yukarıda yazdığım bilgi ise Kırklareli broşüründen alınma.

Yolumuza biraz daha devam edip meşhur Tatsan helvacısına geliyoruz. İkram edilen helvaların tek tek tatlarına bakıp İstanbul’a götürmek üzere alışverişimizi de yaparak dükkanın yanındaki ara sokağa giriyoruz.

IMG_0263

 Artık Kırklareli’nin tarihi evlerini gezme zamanı.

 IMG_0160

Yolun solunda önümüze çıkan eski bir kilise oluyor; ancak artık ne camları ne de çatısı var. Sadece dört duvar ve pencerelerinin ferforje motifleri kalmış. Yoldan geçen yaşlı amcaya buranın adını soruyoruz. Aldığımız cevap çok net: “Ne bileyim yavrum, eskiden Kırklareli’nde kırk kilise varmış, şimdi ise 3-5 tanesinin yıkıntısı var böyle.” diyor.

 IMG_0167

Yolumuza biraz daha devam edince eski vali konağı binasına geliyoruz, belli ki burası yakın zamanda restore edilmiş. Taba rengi boyası, kapısının önünde ihtişamlı sütunları, büyük camları ve ferforje korkulukları ile gerçekten çok hoş bir bina. Karşısında da eskiden valinin çay bahçesi. Bu çay bahçesinin yanından bir başka ara sokağa giriyoruz ve yolumuza Tevfik Fikret Y.İ.B.O. Pansiyonu çıkıyor, ancak şu an yurt olarak kullanılıyor.

 IMG_0185

Biraz ileride bir yıkık kilise daha. Önce bahçesine girmeye çekinsek de bir iki fotoğraf çekelim derken kilisenin merdivenlerinde poz verirken buluyoruz kendimizi. Alt kattaki merdivenlerin yapım tarzından da belli ki alt kat zamanında sarnıç olarak kullanılmış; şu an ise yıkılmaya terk edilmiş. Artık takip ettiğimiz bir rotamız yok, yönümüzü karşımıza çıkan tarihi evler belirliyor. Şimdi de Atatürk’ün Kırklareli’ne geldiğinde görüşlerini bildirdiği evin önündeyiz, kapısının yanındaki levhada 21 Aralık tarihi okunsa da zamanla silinmiş olduğu için yılını okumak mümkün değil.

 IMG_0199

Yayla Caddesi’nin karşısında yine birkaç tane eski taş ev var ve biri oldukça iyi durumda aslında; üzerinde 1908 tarihi yazıyor. Birkaç adım sonra da içinde çay bahçesi de olan Yayla Parkı’na geliyoruz.  Bir mola versek mi diye düşünsek de evlerin bizi çağıran sesine karşı koyamayarak gezmeye devam ediyoruz. Parkın bir tarafında Vali Faik Üstün İlköğretim Okulu (ki durumunu  söylemeye gerek yok, önünde yazan tabelaya göre şuan içeri girmek tehlikeli ve yasak) diğer tarafında da yine 1908 yapımı taş bir bina var. Burası çok güzel restore edilmiş taş kesme bir bina, aslen Kırklarelili olan İstanbullu bir işadamına aitmiş. İnsan bunca harap haldeki tarihi ev ve okulları gördükten sonra bir işadamı bu restorasyonu yaptırabiliyorsa diğer evler niye bu halde yıkılmayı bekliyor diye düşünmeden edemiyor…

IMG_0207

Taş evin yanından merkeze doğru inerken yağmur bastırınca bu sefer mecburi molamızı veriyoruz. Eski yumurta pazarı Asmalı Kahve’de çay ve ıhlamurumuzu içerek kahvedeki yaşlı amcalarla sohbeti koyulaştırıyoruz. Çaylarımız da kahvecimizin ikramı, burada misafirlerin parası geçmiyormuş…

 IMG_0246

Yağmur dinince kahvedekilerle vedalaşıp sokak aralarından tekrar başladığımız noktaya geri dönüyoruz. Bu sefer karşımızda arasta.

 IMG_0257

Arasta (bedesten) (H.785 M.1383) Köse Mihalzade Hızır Bey tarafından yaptırılmış. İçerisi hac malzemeleri satan dükkanlara benziyor; başörtüler, tespihler, kolonyalar satılıyor. Arastanın hemen bitişiğinde tarihi Hızır Bey Hamamı yer alıyor, karşısında da Hızır Bey Camii (785).

IMG_0144

Saat akşam 7 olduğunda hem yorgunluğumuzun hem de havanın kararmasının etkisiyle Kırklareli’nin meşhur köftelerinin tadına bakmak için köftecilerin yolunu tutuyoruz. 1,5 porsiyon köftelerimizi sipariş verip tabaklarımızdakileri silip süpürmüş olsak da tadına doyamıyor ancak bir porsiyon daha söylemeye utanarak nasılsa yarın da başka bir köftecide bu şölenin devamını getiririz diyerek işi kararında bırakıyoruz. Ancak herkese köftenin yanında bir de koyun yoğurdunun tadına bakmasını öneriyoruz .

IMG_0119

Ertesi sabah kahvaltının ardından rotamız baraj gölü. Gölün etrafında lokanta ve bungalov tarzında kendin pişir kendin ye mekanları var. Biz gittiğimizde maalesef hava yağışlı olduğu için burada fazla kalamadık ama yaz aylarında pek keyifli olacağı kesin. Bugünkü programımızda Kırklareli’nin meşhur süt işleme tesisleri ile et kesim tesisleri gezisi var. Tesisler gayet temiz; hijyen kuralları gereği biz de önlük, bone ve galoşlarımızı giyerek gezimizi gerçekleştiriyoruz. Yetkililer  üretimle ilgili her bir aşamayı tek tek anlatıyorlar. İlgilenenler bu bilgileri internetten kolaylıkla bulabileceği için detaylarla sizleri sıkmak istemiyorum.

 IMG_0320

Akşamüstü istikametimiz ise şehir merkezine 35 km uzaklıktaki Dereköy  Bulgaristan sınır kapısı.

Biz iki güne ancak bu kadarını sığdırabildik ancak sizlere tavsiyemiz Kırklareli’ne birkaç gün daha ayırmanız. Çünkü Kırklareli’nin sadece merkezi değil çevre ilçelerdeki tarihi yapılar ve doğal güzellikleri de görülmeyi ve gezilmeyi hak ediyor.

Hardaliye:

Üzüm suyuna hardal ilave edilerek hazırlanan, kendine has tat ve kokusu olan alkolsüz bir içecektir. Kırklareli’nde eski dönemlerde üzümlerin iyice olgunlaştığı bağbozumu zamanında (Eylül, Ekim, Kasım aylarında) geleneksel yöntemler kullanılarak üzüm şırasını koruyabilme amacıyla üretilmiş bir içecektir.

Saplarından ayrılan üzümler (en çok tercih edilen üzüm cinsi Papazkarası, Alfons, Cardinal) hafifçe yıkandıktan sonra parçalanmadan alt kısımda tabanına yakın bir musluğu olan meşe fıçılara bir kat üzüm, bir kat taze vişne yaprağı ve parçalanmış siyah hardal tohumu olmak üzere fıçının ağzına 15-20 cm kalacak şekilde döşenir. Hardal, şıranın şarap ya da sirkeye dönüşmesini engeller. Belirli aralıklarla fıçının altındaki musluklardan şıra alınıp yeniden fıçının üzerine dökülerek devir işlemi yapılır. 15-20 gün sonra tortusundan ayrılması için süzülerek içecek olarak ikram edilir.

Hardaliye iştah açar, harareti keser, kuvvet verir, tam bir vitamin deposudur. Ayrıca tansiyonu dengelediği, kalp ve bağışıklık sistemi ile sindirim sisteminin güçlendirilmesine yardımcı olduğu bilinmektedir. 

Atatürk 1930′da Kırklareli’ne geldiğinde kendisine ikram edilen hardaliyeyi çok beğenmiş ve ulusal içecek haline getirilmesini istemiştir. Bağcılığı yeniden canlandırılmaya çalışılan Kırklareli’nde hardaliyeyi de ulusal içecek haline getirme çalışmaları devam etmektedir.

Kırklareli’nin Yakın Çevre İl ve İlçelere Uzaklığı:

Kırklareli – Edirne: 62 km

Kırklareli – Tekirdağ: 118 km

Kırklareli – İstanbul: 209 km

Kırklareli – Çanakkale: 234 km

Kırklareli – Ankara: 662 km

Kırklareli – Babaeski: 36 km

Kırklareli – Lüleburgaz: 59 km

Kırklareli – Vize: 56 km

Nerede Yenir:

Kırklareli’nin köftesi, peyniri, koyun yoğurdu, tahin helvası ve yaz helvası meşhur.

Helvayı Tatsan helvacısından almanızı tavsiye ederim. Tahin helvasının sade, kakaolu, antepfıstıklı, karamelli cevizli çeşitleri ile aromalı yaz helvası ve susam helvası mevcut.

Peynir, süt ve süt ürünleri için en meşhur 2 tesisten biri Alezer Süt İşleme Tesisleri diğeri ise Istranca Çiftliği Süt İşleme Tesisleri.

Köftecilik artık Kırklareli’nde bir sektör halini almış, ilde 60-70 tane köfteci var. Bu iş kolundan 250 civarında kişi geçimini sağlıyor. Köfte satışı Kırklareli’nde günde 1-1.5 tona ulaşıyor. Hatta Kırklareli’nde ‘köfte turizmi’ oluşmakta; hafta sonları yakın çevreden sırf köfte
yemeye gelenler var.

Dörtler Lokantası: Kasaplar Çarşısı No:11 Merkez / Kırklareli

Tel: 0 288 214 11 71  (Alkol var.)

Birtat Köftecisi: K. İbrahim Mah. M. Kemal Blv. No:13 Merkez / Kırklareli

Tel: 0 288 214 01 63 (Alkolsüz)

Küçük Mustafa Et Lokantası: Cumhuriyet Meydanı Dingiloğlu Parkı Karşısı Kırklareli

Tel: 0 288 214 21 23 (Alkol var.)

Nerede Kalınır:

Grand Şampiyon Hersekli Otel ( 2 yıldızlı) : Fevzi Çakmak Bulvarı Kırklareli Tel: 0 288 212 21 88

Best Otel Bilgiç (2 yıldızlı) : K. İbrahim Mah. Dere üstü Sok. No:1 Kırklareli Tel: 0 288 214 46 71 – 0 288 214 32 63

Akkuş Kaya Otel ( 2 yıldızlı) :  Karaca İbrahim Mah. Arpalı Aşağı Pınar Turist Yolu Kırklareli Tel: 0 288 214 12 31 – 0 288 214 40 20

Ayrıca il merkezinde Öğretmenevi, DSİ tesisleri ve Orman Müdürlüğü’nün misafirhanesi bulunmaktadır.

Kilise, Havra ve Manastırlar:

* Vize Gazi Süleyman Paşa Camii (Küçük Ayasofya Kilisesi)

* Kıyıköy Aya Nikola Manastırı

* Vize Mağara Manastırları

* Koyun Baba Kilisesi

* Vize Havrası (Hasan Bey Camii)

Tiyatro, Kale, Sur Kalıntıları:

* Antik Bizye Anfi Tiyatrosu

* Yoğuntaş ( Poloz) Kalesi

* Koyva Kalesi

* Vize Kalesi

* Kıyıköy Kalesi

* Pınarhisar Sur ve Kale Kalıntıları

* Seyfioğlu Tabyası ve Taş Tabya

Köprü ve Su Kemerleri:

* Babaeski Köprüsü: 1633

* Sinanlı Köprüsü: 16. yy

* Sokullu Köprüsü: 1569

* Küçük Köprü: 1569

* Lüleburgaz Büyükkarıştıran Su Yolları: 1569

Tursitik Yerler:

* Kıyıköy (Midye)

* İğneada

* Dupnisa

* Vize

* Pınarhisar

* Kaynarca (Yene)

Bunları Biliyor Musunuz?

*Kırklareli’nin son arkeolojik kazılara göre 7000 yıllık bir tarihi olduğunu,

* Türk gölge oyununa adını veren Karagöz’ün Kırklarelili olduğunu,

* Avrupa’nın en eski çiftçi yerleşim yeri olduğunu,

* Trakya Bölgesi’nin turizme açılan ilk ve tek mağarası (Dupnisa Mağarası’nın) Kırklareli sınırları içinde olduğunu

biliyor musunuz?

SULTAN SOFRASI – ANTAKYA

Posted by: lezzettutkunlari on: 06/05/2009

SULTAN SOFRASI

YÖRESEL HATAY YEMEKLERİ

 

1991 yılında 4 ortak ile birlikte kurdukları lokantayı şu an Metin Tansal tek başına işletiyor. Bu lokantanın oluşum hikayesi de biraz değişik. Önce şehrin merkezinde yer alan bu eski taş bina bulunmuş ve burada ne iş yapabiliriz diye düşünülmüş. Metin Bey bundan önce tekstil ile uğraştığı için yine benzer bir iş koluyla uğraşmayı düşünmüşler ancak binanın konumu ve yapısı buna elverişli olmayınca bu fikirden vazgeçilmiş. Yapılan araştırmalardan sonra bu bina için en uygun olanın burada bir lokanta açılması ve Antakya’ya özgü yöresel yemekler sunulması olduğuna karar verilmiş. O günden beri amaçları, o zamanlar sadece evlerde yapılan Antakya yemekleri ile hem Antakya halkına hem de yerli-yabancı turistlere sultanlara layık sofralar hazırlamak.

Sultan Sofrası’nda hem öğle hem de akşam yemeği servisi var. Akşam 22.00’ye kadar açık ancak alkol servisi yapılmıyor. Yer döşemesinden masa sandalyesine kadar temiz bir esnaf lokantası görünümüne sahip lokantanın 25 personeli ve toplam 100 kişilik kapasitesi var. Eğer Antakya’ya gitmeyi ve Sultan Sofrası’nın yemeklerinin tadına bakmayı planlayanlar varsa hemen belirtelim lokanta pazar günleri ve dini bayramların ilk iki günü maalesef kapalı; ancak yiyeceğiniz yemekler inanın tatilinizi Sultan Sofrası’nın açık olduğu günlere göre planlamanıza değer.

Haftalık olarak hazırlanan yemek listesi ile o hafta sunulacak yemekler önceden belirleniyor. Oruk, sac oruğu, börek, döner, iskender ve ızgara çeşitleri ise her gün menüde yer alıyor. Metin Bey yöresel yemeklerin yanında dönerleriyle de iddialı olduklarını özellikle belirtiyor. Bizim gittiğimiz hafta pazartesi günü menüde yoğurt aşı, parmak kebap, sultan sarma, kuzu fırın, aşur, firik pilavı, tavuk fırın, yaprak sarma, kabak oturtma, soslu makarna, kuru fasulye ve ıspanak kavurma vardı.

 img_0097  img_0189
   

Yazının devamını oku »

KEBAPÇI KADİR – ISPARTA

Posted by: lezzettutkunlari on: 05/05/2009

KEBAPÇI KADİR  

1851 

“Kuşaktan Kuşağa Değişmeyen Lezzet”

Isparta’da kebap kültürünü temsil eden köklü firmalardan biri olan Kebapçı Kadir, 1851 yılından bu yana müşterilerine hizmet veriyor. “Hafız Dede” tarafından kurulan müessesenin günümüzde işletmeciliğini ailenin 4. kuşak üyesi Hüseyin Açıkalın  yapmakta.

 img_0080

Biz de Ocak ayında gittiğimiz Isparta’dan Kebapçı Kadir’e uğrayıp onun eşsiz lezzetlerini tatmadan dönmek olmaz dedik… Kebapçı Kadir’in favori lezzetleri Isparta Fırın Kebabı, Kabune Pilavı, Isparta Şiş Köftesi, İrmik Helvası ve Üzüm Şırası.   

Hüseyin Bey bizim için sofrayı donatıp tüm samimiyetiyle her yemek hakkında da uzun uzun bilgiler verdi.

  Yazının devamını oku »

BALIKÇI YAŞAR – MERSİN

Posted by: lezzettutkunlari on: 19/04/2009

1945 yılından beri hep aynı adreste müşterilerini ve müdavimlerini ağırlıyor Balıkçı Yaşar. Haydar Okan ve Hasan Pakalınlı’nın iki ortak olarak kurduğu balıkçı şu an onların torunları olan 3-4 kardeşin işletmesinde. Balıkçı Yaşar, ismini Haydar Okan’ın oğlu Yaşar Okan’dan alıyor. Biz söyleşimizi Balıkçı Yaşar’ın oğlu Tanju Okan ile yapıyoruz.

aIMG_0243

1940’lı yıllarda Mersin henüz bir sahil kasabası iken Balıkçı Yaşar’ın kurucusu Haydar Okan oltası ile tuttuğu balıkları Mersin sokaklarında gaz ocağında pişirip ekmek arası yaparak satarmış. Birkaç yıl kaldırımlarda balık ekmek sattıktan sonra kendisine küçük bir dükkan kiralayarak bugünkü Balıkçı Yaşar’ın temellerini atmış. Zamanla bu dükkanın etrafındaki birkaç dükkanı da satın alıp 1945 yılında da eniştesi Hasan Pakalınlı ile ortak olarak işleri iyice büyütmüşler.

aIMG_0230
Yazının devamını oku »

ASMAALTI KEBAP ADANA

Posted by: lezzettutkunlari on: 19/04/2009

1910 yılında ilk olarak Antepliler adıyla hizmet vermeye başlayan bu restaurantın kurucusu Süleyman Uslular. Restaurant 1940 yılında Asmaaltı adını alıyor ve o yıllardan beri Adanalılara ve Adana’ya gelenlere hizmet vermeye devam ediyor.

aIMG_0107

Yazının devamını oku »

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.